Etiketler

, , ,

Profil ResmimSon iki aydır yaşadığımız hadiseler, 12 yılda her alanda kat edilen mesafeye rağmen, bir kez daha endişelenmemize ve umudun yerini kahrın almasına sebep oluyor… 

Ekonomisi iflas etmiş, geleceği adına umudunu yitirmiş ve 80 yıllık tortulardan yüküyle, âdeta karaya oturmuş bir gemi gibi olan Türkiye’yi; çok kısa sürede tamir ederek yeniden harekete geçirme şansını yakalamıştık milletçe… 

Yönünü Batı’ya çevirmiş olsa da; millete rağmen-millet adına yapılan tüm icrâatlar, yöneten mutlu azınlık ve onlardan nemalanan bir avuç topluluk dışında kimseyi mutlu etmemişti… İçe dönük propaganda ve toplumla girilen savaş 80 yılımıza mal olmuş; 80 yıl boyunca Batı’yı da, Dünya’yı da çok fena ıskalamıştık…

Çok donanımlı ve kararlı tayfasıyla beraber, dümenine Başbakan Erdoğan’ın geçtiği bu gemide seyrederken, yaşadığımız şu son 12 yıla çok şeyler sığdırılmış, çok büyük eksiklikler telafi edilmiş ve itiraf edelim ki, âdeta sessiz bir devrime imza atılmıştı…

Muassır medeniyetler seviyesini yakalama idealini, dillere sakız ve slogan olmaktan çıkarmış, 8 yıllık iki dönemde atılan cesur adımlarla o ideale hayat vermeye çalışmıştık… Avrupa Birliği Uyum Yasaları bu amaçla peş peşe çıkarılmış, AB Standartlarına kısmen de olsa dokunmanın konforunu yaşar olmuştuk…

Hayalleri zorlayan projelerle 2023 ve 2071 hedefleri belirlenirken, ne olduysa bir şeyler ters gitmeye başladı ve bir anda geminin motor dairesinden garip sesler duyulmaya ve rahatsız edici kokular yükselmeye başladı… 

Kaptan sebepsiz yere panikledi ve anlaşılmaz bir tavırla önüne geleni paylamaya başladı. Tayfası da, yolcusu bizler de şaşkınlık içine düştük ve neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz… 

Ortada henüz net olarak bir saldırı emaresi yokken “dış saldırı” alarmı çalındı ve gemi içinde aniden, dış güçlerle iş birliği yapmış ajan avına başlandı… Oysa 12 yıldır aynı gemideydik; elbirliği ile çalışıyor, üretilen sinerjiden aldığımız enerji ve güvenle yol alıyorduk… 

Sıçrama rampasındaki ülkeye çelme takıp, onu geldiği yere yuvarlama kimsenin aklına dahi gelmemişken ve bunun kendi içimizde kimseye bir faydası olamayacağı âşikarken; panik, şaşkınlık ve telaş içinde tedbir amaçlı atılan her adımın, bizi geldiğimiz yere doğru götürdüğünden kimsenin kuşkusu da yok artık… 

Bu ülkede vatan ve millet sevgisi kimsenin ipoteğinde değil ve hiç kimse de vatanına ihanet edecek kadar kansız değil… Bu mübarek topraklar ve bu iklimde ihanet mayası öyle kolay tutmaz çünkü… 

Bunların bu ülkeyi sevdiklerine inanmıyorum” dedikleriniz; ülkeyi yolsuzluktan, yoksulluktan ve yasaklardan arındırasınız diye yetki ve destek verdiler size.

12 yıldır giderek artan güç ve yetkiyle ülkeyi yönetenler; şikayetçi oldukları yönetim zaaflarını ve gafletten kaynaklı kusurlarını millete değil, kendilerine anlatsınlar..

Suçlu arıyorsak, aynaya bakmamız ve kendi kusurlarımızla yüzleşmemiz yeterli…

Olmayanı olmuş gibi, olanı da olmamış gibi görmeye başladıysak; nefret, körlük ve nankörlük bütün güzel hasletlerimizi felç etmiş demektir. Olan da budur ve birilerinin kör inadı yüzünden; itibarımıza, birliğimize, dirliğimize ve huzurumuza kast edilmektedir… 

Cambaza bak kurnazlığını yiyen varsa buyursun yesin ama; işin esas olan bir başka boyutu da var ki, öyle gözlerden kaçacak/kaçırılacak gibi de değil… 

Batı limanlarına doğru umutla seyrederken, aniden dümen kırıp iç denizlere dönmemiz ve Samsun limanına demir atıp “İkinci Kurtuluş Savaşı” ilanını oradan vermemiz, pek de tesadüfi olmasa gerek… 

O günden bugüne şaşkınlık ve panikle atılan her yanlış adımın sonunda, bugün “Hukukla Savaş” cephesini de açmışsak, makarayı bayağı başa sarmamız gerekiyor..!

Öyleyse; hemen İstiklâl Mahkemelerini kuralım ve İhanet-i Vataniye Kanunu’nu çıkarıp kelle avına çıkalım..! 

İşimizi sükûnet içinde halletmek için de, Takrir-i Sükun Kanunu çok elzem olmalı..! 

Şimdilik Cumhurun olmasa da; Yasamanın, Yürütmenin ve kısmen de TSK’nın Başı sayılacak Başbakan’ımız, “Ebedileşmek” adına, Yargıya da “ayar çeker” ve “Dellillerle değil, kanaâtlerle yargılayıp hüküm verecek mahkeme”yi oturduğu mekândan sevk ve idare edebilir meselâ.!! 

Arşivlerde duruyor benzeri: “Proje İzmir Suikasti” davasında, o günün “paralel yapılanması-Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nın mebusu Şükrü bey, mahkemeden avukat ve hiç değilse aleyhindeki delili göstermesini isteyince; Mahkeme Başkanı Ali Çetinkaya (Kel Ali) “İstiklal mahkemeleri dava vekillerinin cambazlığına gelmez. Biz delillerle değil, kanaâtlerimizle yargılarız ve kanaâtimiz de suçlu olduğunuz yönündedir.” dememiş miydi.?! 

27 Mayıs Mahkemeleri gibi de olur ve daha da “anlamlı”! olur aslında..! 

Çünkü duruşmalar sırasında, kendileriyle aynı faaliyetlerde bulunan CHP’li milletvekillerinin neden yargılanmadığını soran sanıklardan Samet Ağaoğlu’na Mahkeme Başkanı Salim Başol; “Sizi Yassıada’ya tıkan “irade” böyle istiyor” diye secaât arzederken sirkatini de söylemişti değil mi?!

Mahkeme diye o “tiyatroyu” hazırlayan Milli Birlik Komitesinin ardında hangi “irade”nin olduğunu ve hangi “odağın” arzusuna göre hareket ettiklerini, “Akrep Mahkeme Reisi” çok net olarak açık etmişti…

O ODAK “Bizim çocuklar işi başardı” diyen ODAK olmasın yine?!

Ve 50 yıl sonra hortlayıp, size “KARDEŞİNİZİ BOĞMA TALİMATI”nı da vermiş olmasın sakın.?!

Şerbetlendik ve açıldı gözlerimiz zira… 

Cumhuriyet kurulduğundan beri, muhataplar değişse de; millet olarak bize karşı yapılan psikolojik algı üretme çabaları aynı, karalamalar aynı, isnat edilen atf-ı cürum (suçlama) aynı, delilsiz ama kanaâtlerle yargılama aynı, verilen hükümler aynı ve maalesef linç girişimi benzer… 

Yaklaşık 1 asırdır, “üç tarafımız deniz, dört tarafımız düşman korkusu”nu vererek mankurt ve zombilere dönüştürdünüz toplumu ve kendiniz gibi paranoyak yaptınız… 

Bilgi çağında kısmen uyansa ve artık korkmadığını ilân etse de; son 12 yılda gösterdiğiniz başarıyı ha bire dillendirip avutarak, milleti topluca hipnoza tabi tuttunuz…

Soğuk Savaş döneminde üretilen “Komunizm” ve bitmeyen “İrtica ve Bölücülük” korkularıyla, 1970-1990 arası 20 yıl boyınca, ülkenin “İrfan Nesli” gençlerini işkencehaneler ve hapishanelerde heder ettiniz… 

Cumhuriyet döneminden beri bir “İrtica Korkusu” üretildi ki akıllara ziyan. Öyle ki, sizin de “mağduru olduğunuz” 28 Şubat’da nirvanaya ulaştı… Hesabını sormak için 2010 yılında istediğiniz yetkiyi de verdik ama, dava başlar başlamaz “bu dalgalar ülkeyi boğar” diyerek müdahale edip, sonunda milletle dalganızı da geçtiniz.!!

Şimdi de toplu hipnoza tabi tuttuğunuz bu mazlum millete; sızma, paralel yapılanma, devlet içi çeteler, hükumete karşı derin yapılanma, hukuk darbesi, polis oyunu ve kumpas gibi abukluklarla özetlenecek, bir “Cemaât Fobisi” uydurdunuz…

Geminin motor dairesinden gelen garip ses ve kokular 17 Aralık’ta iyice netleşti ve anlaşıldı ki gaflet ve zaafiyetleriniz “büyük arıza”ya sebebiyet vermiş… 

Suçüstü yakalanmanın telaşıyla yaptığınız akla ziyan davranışlar, henüz bilmedğimiz başka ve daha büyük arızalarınızın var olduğunun da göstergesi…

Sessiz çoğunluğun o muhteşem hafızasına kaydettiği olaylar silsilesi ve engin ferasetiyle çözdüğü esas probleminiz, icat ettiğiniz hiçbir uydurma argümanla örtülecek gibi görünmüyor…

10 yılda elde ettiğiniz güven dahil tüm birikimlerinizle, bir kumar masasına oturduğunuz belli… 

Masaya koz diye sürdüğünüz her argüman kaybetmenizi engelleyemiyor ve bu masayı hazırlayıp “sizi oyuna oturtan odak”tan başka kazananı olmayacak bu kumarın.!!

Hep beraber kaybediyoruz beyler… 

Dayak atan da, dayağı yiyen de, erken uyananlar da, hipnozdan yeni uyanan ve henüz uyanmayanlar da…

Rahmetli Ahmet Kaya’nın muhteşem sesiyle yorumladığı kahır türküsü dilimde şu an ve aynı nakaratı tekrar ediyorum:

Olmasaydı, olmasaydı sonumuz böyle…”

Artık gemimiz güvenli ellerde değil ve aslında şu andan itibaren sanki gemide de değiliz…

Yine rahmetli Cem Karaca’nın çok güzel yorumladığı şarkıdan bir nakaratla ifade edecek olursak:

Bindik bir alâmete, gedeyoz gıyamete…”

Allah encamımızı hayreylesin…

Selamla…

Doğan TOPGÜL

@DoganTopgul

Reklamlar