Etiketler

, , , ,

Profil ResmimHasan Cemâl’in “Cici Gazeteciler” diye tanımladığı 47 kalemşörün içinde garnitür cinsinden Etyen Mahcupyan’la birlikte bulunan Ali Bulaç’ın şu ifadeleri beni de şaşkınlığa düşürdü:

Beni dehşete düşüren şey birtakım gazeteci ve köşe yazarlarının Sayın Başbakan’ı bir tür tahrik etmeleri, şahin bir dil kullanmaları, cemaati “Gladio” olarak tanımlamaları, Başbakan’ın operasyonlar konusunda geç kaldığını söylemeleri, hatta Uludere’de 34 masum insanın öldürülmesinden söz konusu “paralel yapılanma”yı sorumlu tutmaları.”

Siyaset tarihimizde bir başka dönüm/kırılma noktası kabul edilen 17 Aralık 2013 tarihi sabahından itibaren başlayan olaylar zinciri; demokrasi, güçler ayrılığı ve hukuk adına üzerinde yıllarca tartışacağımız farklı bir süreci daha başlattı…

En başından ifade edyim:

Kim yaparsa yapsın; her Allah’ın günü hakkında hiç bir delil olmayan “paralal devlet” iddiasını konuşup, somut problemi ve somut ithamları hiç konuşmamayı makul ve ahlâki bulmuyorum… Yürütmenin başındaki hükumetin panik ve şaşkınlıkla attığı her yanlış adım, bir başka yanlışa ve garâbete daha yol açıyor ve kontrol gittikçe kaybediliyor…

Durup dururken mi, bilinçli mi seçildiği henüz net belli olmayan “Milli orduya kumpas” cümlesi telâffuz edildi ve maalesef gördük ki, hükûmetin “yeni siyaset”i bu ifade üzerine inşa edilmeye başlandı…

Yalçın “danışman”ın 24 Aralık’ta yazdığı “Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir.” cümlesinin özeti olan“Kumpas”icadı tüm taşları yerinden oynatmışsa…

Gemnel Kurmay Başkanlığı da bunun üzerine Ergenekon ve Balyoz davaları hakkında, “TSK’yı hedef alacak şekilde suç delilleri üretildiği, davalarda görev yapan adli kolluk, savcı ve hakimlerin yargılamada savunmanın görüşlerini dikkate almadığı, suç delillerini manipüle ettiği” şikâyetiyle Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuşsa…

Yukarıdaki gelişmelere ek ve paralel olarak; Selvi boylu kalemşörün “Ak Partinin yeni paydaşlara ihtiyacı var” ifadesi ve Hilâl bacıdan gelen “Öcalan ölmeyi değil yaşatmayı seçti.” güzellemesi peş peşe konursa veBaşbakan da açık bir dille “Kumpas lafı TSK’nın önünü açmış olabilir” deyip, bu konuda Adalet Bakanlığı’na yasal bir düzenlemenin hazırlanması için talimat vermişse…

Kimse kusura bakmasın ama; “dış odakların” baskısına boyun eğip, ülkeyi 2004 yılına geri götürecek tüm adımların atlıyor olması karşısında, “Acaba buna Cemaâti perde mi yapıyorlar?!” sorusu da akla gelmiyor değil..! Evet; “dış mihraklı bir oyun” var ama, “Daha Büyük Bir Proje”nin hayata geçirilmesi için bütün hazırlıklar yapılıyor ve toplumun dikkati çok kurnazca bir başka noktaya çekiliyor sanki…

Yeni ve Sivil Anayasa, Askari Vesayeti Bitirme, Yargı Vesayetini Hizaya Sokma, her türlü derin yapı ve devlet mafyasıyla mücadele azmiyle yola çıktığını ilan ederek, toplumdan %50’lik destek alan hükûmetin geldiği noktaya bakın… 28 Şubat, Ergenekon, Balyoz ve KCK sanık ve hükümlülerine müşfik ve anlayışlı davranmaya ve “yeni paydaşlar”ının işine yarayacak tüm yasal hazırlıklar üzerinde çalışmaya başladı… Tabi, bugüne değin aldığı yolun başına dönerken, kaybettiklerini telafi etmeyi de düşünmüş olmalı ki; müzmin muhalif merkez medya ve ulusalcılardan “eh, yetmez ama idare eder” tarzında sempati görmeye de başladı. 40 yıllık yol ve kader arkadaşını hem dövüp, hem de “müridlerine” dövdürürken; böyle bir hamleyle yeni yeni paydaşlar kazanmış olması da, siyaseten alkışı hak ediyor..!

Siyasi tercihtir; içinde olmayacak ve artık birlikte yürümeyecek olsam da, Ak Parti ve Başbakan’ın yeni bir anlayışla ve yeni paydaşlar bularak yol alma isteğine saygı duyarım…

Ama, bizi on yıl geri götürüp, her şeyi sil baştan dizayn ederken, bugünleri ve Cemâtle kavga etmenin “dayanılmaz hazzını” aramayız inşallah..!

1 Ocak 2014 tarihinde Ahmet Turan Alkan’ın kaleme aldığı ve bir büyük tehlikeyi işaret ettiği yazısı daha da önem arzetmeye başladı… Başbakan kalemşörleri her ne kadar anlamamış ve eleştirmiş olsalar da;“Üçüncü kelimeye elim elvermiyor: Hafazanallah!” başlıklı yazısındaki üçüncü ihtimalin gerçekleşmesine doğru, “Büyük Proje”nin adımları atılıyor sanki…

(‘‘Ve çizilen yazı şudur: MENE, TEKEL UFARSİN… MENE; Allah senin krallığını saydı ve onu sona erdirdi. TEKEL; terazide tartıldın ve eksik bulundun. UFARSİN; ülken bölündü Medlere ve Farslara verildi!)

Yani Cemaât bahane; Ergenekon’un “yeniden dirilişi” ve “dış odakların dayatması” karşısındaki çaresizlik şahane..!

Teyakkuzda olmayı da ihmâl etmeyeceğimi ve artık her adımı yakından takip edeceğimi de kayıt düşerek; iğfale uğramış olmanın, yani aldanmanın verdiği psikolojiyle, geriye doğru söylenen ve icra edilen tüm “doğruları” dahi sorgulamaktan kendimi alamam artık…

Yola çıkarken ve yolun en başından başlıyorum sorgulamaya:

1 Nisan Şakası değilse”! millete yaptığı, işte 1 Nisan 2001 tarihinde Milliyet gazetesinde okuduğum ifadeleri:

Siyaset tıkanmış durumda. Partiler politika üretmiyor. Her şey liderin iki dudağının arasında. Milletvekili elini kaldırırken liderin; grup başkan vekilinin dudağına, gözüne bakıyor; Grup’da başka davranıyor, Kulis’de başka konuşuyor. Bütün bunların altında LİDER SULTASI yatıyor.”

Neredeeeen, nereye?!”

Siz ne düşünürsünüz bilemem…

Selamla..

Doğan TOPGÜL

@DoganTopgul

Reklamlar