Etiketler

, ,

Profil ResmimBizde devlet, kendini her konuda otorite olarak görüp, yine her konuda ŞARTNAMELERİ (standartları, normları, kriterleri) ve ilgili yasal düzenlemeleri yaparken; çok büyük “titizlikle” çalışmayı ihmal etmez belki ama, çoğu zaman tüm bu yapılan çalışmalar hayatın gerçekliğiyle (reel politik) ve toplumun güncel talebi, beklentisi ve ihtiyaçlarıyla pek örtüşmez… 

Hem şartnameleri hazırlarken, hem de uygulama sahasındaki müeyyideleri belirlerken, çok büyük oranda “uzman kadrolar” istihdam eder ve bu “uzmanlar” bütün incelikleri gözden geçireceğim derken de, çok uzun mesai harcarlar ki, bu süre çoğu zaman on yılları da bulabilir… 

“Uzmanlarımız”, bu kadar “titiz” çalışılırken elbette yardımcı elemanlara, asistanlara ve hizmet elemanlarına da ihtiyaç duyarlar ve elbette her türlü talepleri de behemahâl karşılanır. Böyle olunca da her birimin kendi içinde oburca büyümesi ve hantallaşması kaçınılmaz olur.

Biz, bütün devlet kurumlarındaki bu “ihtisas birimlerinin” bir araya gelmesine bürokrasi der ve adeta işlevsiz hale gelmiş bu obur yapısından dolayı da, onu “hantal bürokrasi” olarak tanımlarız… 

Oysa, hayatın gerçekliği (reel politik) farklıdır. Toplumun ihtiyaç ve talepleri çağa ve güne uygun olarak sürekli değişmekte ve toplum, zamanın akışı ve dayattığı yeni şarlarıyla adeta yarışmaktatır… 

Durum böyle olunca da; bürokrasi ve dolayısıyla da devlet, ŞARTNAMELER belirleyerek mutlu edeceği toplumun gerisinde kalmış ve bir bakıma ona ayak bağı olmaya da başlamış durumdadır maalesef… 

Biz de bu durumumuzu kaçınılmaz olarak ,“hantallaşmış bürokrasisiyle hantal devlet” diye tarif eder olmuşuz… 

Her ne kadar “Ana Şartname”sinde (Anayasa) tarifini “Demokratik, Sosyal ve Lâik bir Hukuk Devletidir.” şeklinde yapsa, buna uygun alt yapıyı kursa ve müeyyidelerini belirlemiş olsa da; devlet kurumunun hayatın yaşanan gerçekliğiyle uyumsuzluğunu, hemen her alanda görmemek ve inkâr etmek mümkün değildir… 

Devletimiz; hayatımızı ilgilendiren her alanda standartlar ve müeyyideler belirleme yetkisini elinde tuttuğu sürece de, ürettiği “Şartnameler” ile “Hayatımızın Gerçekliği” çatışmasına hep şahit olmaya devam edeceğiz… 

En taze örneğini güncel olarak yaşamıyor muyuz?! 

Eğitim sistemimiz, Eğitim Müfrdatımız, Merkezi Sınav Sistemimiz ve çaresizliğin doğurduğu ihtiyaçtan doğan Dershaneler gerçeğimiz… 

Milli Eğitim Bakanlığı, ona bağlı Talim Terbiye Kurulu ve benzeri alt bürıkratik birimler; YÖK ve ona bağlı ÖSYM (TC. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi) benzeri alt birimler… 

Tüm bu birimlerin kendi içindeki bir çok “uzmanın”, çok “titiz” çalışmalarla ortaya koydukları ŞARTNAMELER kendince en mükemmeli..! 

Ama; hem birimler arasındaki uyum (korelasyon) eksikliğinden ve hem her birimin bir diğerine üstünlük taslama kaprisinden olsa gerek, hayatımızın gerçekliğinde ortaya çıkan tablo tam bir keşmekeştir… 

Devletin Milli Eğitimdeki “Şartnamesi” ve belirlediği “Kanuni Müeyyide” ile eğitim “zorunludur” ve en son belirlediği “Norm”u 4+4+4 ile de bu süre 12 yıldır… 

Toplum bu zorunlu kalıba uymak zorundadır tabi. Çocukların kitapları okulların açılışında sıralarında ve ücretsiz olsa da, kitaba ihtiyaç duyurmayacak tabletler öğrencilere ücretsiz dağıtılsa da, teknolojik sınıflar ve akıllı tahtalarla okullar donatılsa da; müfredat ve sistemdeki yetersizlik ve kendi içindeki uyumsuzluk hemen kendini hissettirmektedir. 

12 yıllık olan bu uzun sürede yapılan eğitim faaliyetleri konforlu görünse de; bir yandan toplumun temel beklentilerine cevap veremediği için memnuniyet yaratmıyor, diğer yandan da “zorunlu” olmasıyla artık bir işkenceye dönüşüyor… 

Onca fiziki iyileştirme ve istihdam edilen onca eğitim kadrolarına rağmen; okul müfredatını hazırlayanlarla, çocukları/gençleri sınava tabi tutan merkezlerin “şartnameleri” birbirine uymuyor ve maalesef bu uyumsuzluk “baş norm belirleyici devlet aygıtınca” da giderilemiyor… 

Bir diğer ifadeyle olgu şudur: Sen, (bölgesel farklılıkları göz ardı etsek dahi), okullarında teknisyen eğitimi verir, merkezi sınavda da mühendislikten sınava tabi tutarsan ve bunu da kanuni meyyidelerle “zoraki” yapmaya devam edersen, toplum çareyi üretir ve farklı taleplerini senin sisteminin dışında karşılama çözümünü bulur. İstediğin kadar iyi niyetle yapmaya çalış ve istediğin kadar samimi ol, tablo ortadadır ve hiç de iç açıcı değildir. 

Toplum kolektif feraseti ve kolektif zekâsıyla kendi problemine kendi pratik çözümünü bulmuştur artık… 

Reel politik dediğimiz hayatın gerçekliğinde de, bu sonucu görmekteyiz zaten…  

Dershaneler, eğitim sistemimizin arızalı yapısından kaynaklanan bir ihtiyacı karşılamak için doğmuş ve kendi içinde rekabet eden bir sektöre de dönüşmüştür… 

Devlet, hastalığın kendine eğilip, doğru metodla tedavi etmeyi değil de(ki, toplumun beklentisi de budur), “gücünü de kullanarak” pansuman yapmaya kalkarsa; hem hastalar, hem hasta sahipleri elbette buna isyan ederler… 

Ya doğru dürüst bir eğitim müfradatıyla çocuklarımızı eğitip, öğrettiğiniz seviyede sınava tabi tutacaksınız; veya merkezi sınavda sorduklarınızı sınavdan önce okullarınızda öğretmiş olacaksınız. 

Toplumun koyduğu teşhis budur ve bunun gereğini yapmanızı sizden talep etmektedir… 

Bu kadar basit ve net… 

Makul bir izah getirmeden “Kapatıyorum!” dersen, kimse sana akli ve mantıklı argümanlarla açıklamalar getirip yardımcı da olamaz… 

Çünkü yapmak istediğinin bir mantığı yoktur ve böyle olunca da “devlet gücünün” karşısında itaâte mecbur kalanlar, hesap sorma gününü beklemekten başka çare bulamazlar! 

Peki nasıl mı yapacaksınız?! 

Onu da, her biriminizde bolca istihdam ettiğiniz ve “şartnamelerinizi titizlikle hazırlayan” o “uzman”larınıza soracaksınız.! Değilse, toplumun bulduğu çözüme “yassak” diyerek nobranlaşmayacaksınız… 

Çünkü, zamanla yarışan ve geleceğe koşan toplum, sizin “uzmanlar çetesine” mükemmelen yazdırdığınız “şartname kağıtları” üzerinde değil, hayatın gerçeklik zemininde yaşıyor… 

Bitirmeden bir hatırlatma daha yapayım ki, toplumu ahmak da sanmayasınız: Bu hantallaşmış bürokratik “uzmanlar çetesine” çeki düzen veremeyecekseniz; günü kurtarmak için ha bire bakan değiştirmekten de vaz geçin ki, o kıymetli ve donanımlı insanlar da boşuna refüze olup harcanmasın..! 

Bakın, Ulaştırma deyince 3 dönem 11 yıldır görevi başında olan Binali Yıldırım hemen aklımıza geliyor… 

Oysa 11 yıldır değiştirdiğiniz 5 Milli Eğitim Bakanı’ndan hiçbiri, kendi sahalarında, Binali Yıldırım beyden daha az donanımlı veya daha az kararlı değillerdi… Durum böyle olunca, aklımıza geleni hemen söyleyemiyoruz diye uyuduğumuzu da zannetmeyin… 

ŞARTNAME deyince aklımıza İHALELER de geliyor aslında ama, o konu bir çok köşe yazısına malzeme verecek kadar “derin” ve geniş.! 

80’ler dizisindeki meraklı komşunun repliğiyle bitireyim: 

“Diyim ben size yani”! 

Selamla… 

Doğan TOPGÜL 

@DoganTopgul

Reklamlar