Etiketler

,

Profil ResmimKendilerine “San’atçı”, “Aydın” ve “Yazar” diyen, kendinden menkul unvanlarla bir araya gelmiş 100 kişi, “Kaygılıyız” başlıklı bir bildiriye müşterek imza atarak ilân etmişler…

Başbakanın “Ne zamandan beri ayaklar baş oldu?” sözünden alınan ve “Bu ülkenin toplumsal değerlerine, acılarına her zaman yakın durmuş, sorunlarını gözlemlemiş, bu uğurda acılar çekmiş sanatçılar olarak…” paragrafını da içeren bir ilan vermiş “san’atçılarımız..!

Acaba hangi “halkın” değerlerine, acılarına ve sorunlarına yakın olmuşlar da, bu uğurda hangi “acıları” çekmişler?!

Gerçekten öyle mi görünüyor kendi pencerelerinden ve gerçekten bu konuda samimiler mi.?!

Baştan söyleyeyim; Başbakan ne idüğü belli olmayan ve kimler adına hareket ettikleri yaptıkları dayatmadan belli olan “Taksim Platformu” temsilcileri için söylemişti o sözü…

Kendiniz de onların “Patrona Halil” tavrına onay veriyorsanız mes’ele yok. Değilse alınganlık gösterip “kaygılanmanıza” da gerek yok…

Madem tavır aldınız ve bunu ilân ediyorsunuz, o zaman millet penceresinden nasıl göründüğünüze veya milletin size tuttuğu aynada nasıl göründüğünüze de bir bakın…

Cumhuriyet kurulduktan sonra çıkarılan “İhanet-i Vataniye Kanunu” gereğince, itiraz edenin “Vatan Haini” sayılıp gerekli “temizleme” cezasına maruz kalacağı o despotik dönemin “Devrim” denen dayatmaları vardı hani.?!

Cumhuriyetin ilkeleri diye anılıp-kabul edilerek, anayasaların ilk 4 maddesiyle “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddelerine dönüşen “Tek Partinin Altı İlkesi” de…

Modernleşmeyi batı dünyasının şeklen kalıbına girmek ve onlara benzemek zannedip, millet üzerinde uygulanan ve zulme dönüşen anormal baskılar ve uygulamalar oldu…Tüm bu uygulamaların ilelebet devam edebilmesi için cumhuriyet elitlerince kurulan ve daha çok da kendilerine hitap edecek san’at ve kültür kurumları kurulmuştu…

San’atçı” kimliğinde, bu kurumlarda istihdam edilen ve maaşları bütçeden ödenen “rejim militanı devlet memurları” oldunuz…

Sizlerin “dokunulmaz” olduğunuza inanmış, dokunulduğunda da feryadı koparan “rejimin aydın kalemşörleri” de vardı tabi ve şimdi müthiş bir dayanışma içindesiniz yine..!

Topunuz birden ve tamamınız, “Atatürk devrimleri süreklilik arz eder, henüz devrimler tamamlanmadı” diyerek Stalin’e, Mao’ya, Franko’ya, Enver Hoca’ya, Castro’ya ve hatta Che’ye özenme saçmalığı içinde oldunuz hep…

Büyük Devrimi” gerçekleştirme gayretleri ve cumhuriyetimizi “Komünist Türk Cumhuriyeti”ne dönüştürme hayalleriniz de hiç bitmedi..!

Her seferinde ve şükür ki hayâl kırıklıkları yaşadınız bugüne değin… Çünkü, her davranış ve gayretlerinize tolerans tanıyan rejimin gerçek muhafızları, nerede yuları gevşeteceğini ve nerede çekeceğini çok iyi biliyordu ve öyle de yaptılar..!

San’atçı-Aydın-Yazar” denen büyük bir güruh olarak; 80 yıl toplumu tek bir kalıba dökmek için olmadık projeler uyguladınız; “Mürebbiye” gibi “halkı eğitmeye” ve “adam etmeye” de kalktınız..!

Halka” tepeden bakan ve gerektiğinde de sopasını kullanan zihniyetin gönüllü militanlarıydınız ve fazlasıyla taltif de edilmiştiniz…

Toplumu dininden, dilinden, kültüründen, kimliğinden ve kişiliğinden soyup; kendiniz gibi kimliksiz ve kişiliksiz hale getirme gayretleriniz istenen sonucu vermedi. Çünkü topluma da, değerlerine de o kadar çok uzaktınız ki…

 Devran döndü ve yeni durum hem “sistemin mimarlarında” ve hem de “gönüllü ameleleri” olarak sizlerde, çok ciddi hayal kırıklığına sebep oldu…

Bu mazlum millet, ta başından beri oynanan oyunun farkındaydı oysa..! Engin feraset, basiret ve tahammülü ile kendi evlatlarını yetiştirmenin ve evlatları eliyle bu oyunu bozmanın gayreti içerisindeydi ve amacına 80 yıl sonra da olsa ulaştı…

Oyunun kurallarını belirleyenler, bu kuralların sadece kendi iktidarlarının dâim ve kâim olacaklarına inanmışlar ve istedikleri gibi at oynatır olmuşlardı ama; onlarla birlikte, hep beraber büyük bir rehavetin içine de düşmüştünüz..!

Aynı oyun kurallarıyla oyuna girip kazanan ve dümenin başına geçen milletin has evlatları, artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağına karar verip ülkelerine ve milletlerine, bölgesinde ve dünyada layık oldukları itibarı tekrar kazandırıyor ve yeniden tarihi yürüyüşü başlatıyordu…

Kendi koyduğunuz ve her daim kazanmanın garanti olduğu “oyun kurallarıyla” oyuna girip, sonra da mağlup olmak ve dümeni teslim etmek kolay hazmedilecek bir iş değildi elbet..!

Bu mağlubiyetinizin sonrasında “maskeli balolar” devri de bitti, bugüne kadar taktığınız “San’atçı-Aydın-Yazar-Gazeteci” maskelileriniz de düştü ve tüm sahtekârlığınız ortaya saçıldı çok şükür…

Sizi çok iyi anlıyoruz; bu şaşkınlıklar, bu pervasızlıklar, bu ahlaksızlıklar, bu pişkinlikler ve bu seviyesizlikler sonunda, duyduğunuz “kaygı” boşuna değil elbet.

Çünkü “150 yıllık iktidar” elden gitmiş ve bir daha elde edilecek gibi de değil..!

Devlet içinde devlet olmuştunuz…

Öyle ki; milletin inim inim inlediği dönemlerde, sizi “rahatsız” edecek bu iniltilere kulak tıkadınız…

Zaman zaman millet yaptıklarınıza itiraz ve hatta isyan ediyordu ama, kendinizi hapsettiğiniz “demir perde duvarları” bu sesi size ulaştırmıyor veya duymak istemiyordunuz…

Şimdi de milletin Başbakan’ı milleti adına, bu itiraz ve isyanı duyacağınız yüksek sesle dile getirdi… Siz neden rahatsız oldunuz ve neden “kaygılandınız” böyle.?!

Daha önce de, milleti “karanlık güç” ilân etmiştiniz ve Başbakan’ın “Artık despot aydın tavrıyla milleti aşağılama dönemi sona erdi” sözüne muhatap olmuştunuz…

Neyse ki Egeliler balık yiyor da seçeceği partiyi biliyor…”  diyerek, AK Parti’ye oy verenleri aşağılayan romancı kadın arkadaşınız da aranızda mı hâlâ.?!

Dertleriyle hem-dert olduğunuz(!)” halkınıza “Bidon Kafalı” veya “Göbeğini Kaşıyan Adam” diyen “aydınlar” da var mı aranızda?!

Ya, “Çankaya’da eşi başörtülü bir yobaz görmek istemiyorum. Darbe yapılırsa, sabah kalkıp davul çalacağım…” diyen tiyatrocu arkadaşınız?!

Başbakan’a, ‘Sen önce indir şu parmağını’ şeklinde generaller gibi despotça hitap ettiğinizi de unutmuş değiliz..!

Sahi; aklıma geldi, “generalleriniz” nerede?!!

Haa..! Sizler busunuz işte.?!

Bakın, bu mazlum milletin o muhteşem hafızasında daha neler var.?! Sandığınız kadar balık hafızalı değil yani, bilin istedim…

Ayak Olmak” alıngan yapmış sizi; alınmayın ve halkın sesine bir kez olsun kulak verin… “Bırakın bu ayakları” diyor kendi tabiriyle…

Hadi size bir güzellik daha yapayım da “derdine derman olmaya çalıştığınız halkınızdan” bir öğüt vereyim:

On yıllardır bir bataklığın müsebbibi ve sivri sinekleri sizler oldunuz..! “Halkınız” ise, bu bataklıktan kurtulmak için bir çıkış yolu bulmuş kendince… Onu rahat bırakın ve çok istiyorsanız kendi bataklığınızda boğulun…!

Duymuyor musunuz hâlâ?

Kaygılanın” bence de…

Çok geçmiş olsun sizlere…

@DoganTopgul

Reklamlar