Etiketler

, ,

KaramanoğluTarih, doğruları kadar yapılan yanlışlıklarıyla da faydalanacağımız bir hazine. Hep örnek veririm ve oldukça açıktır tezin doğruluğu. Kardeş ve akraba Karamanoğulları tarihi ihanetlerle dolu olsa da, ibretlik ve günümüze ışık tutması açısından çok kıymetlidir. Tarih hükmünü vermiş ve onları layık oldukları şekilde kaydetmiştir ama, oradan çıkarılacak çok dersler de vardır. O tarihten habersiz olarak, Karamanoğullarının yaptığını bugün yapanları görünce, tarih tekerrür ediyor sanki.

Ne mi yapmıştı “kardeş ve akraba” bu boy.?!

Toroslardan ötesini göremeyen kardeş Karamanoğulları; kardeşini anlayamamış, ülküsünü kavrayamamış ve kuruluştan ta Fatih’e kadar  başa bela olmuştur.! Batıya yapılan her seferi fırsat bilip, kardeşini arkadan yaralamış ve; Edebalı Ocağı’ndan feyz alıp Cihan Hayali gören kardeşi Osmanlı’nın Devletten-İmparatorluğa geçişini 2 asra yakın geciktirmiştir…. Detayı tarih sayfalarında ama, bu kısa anlatım dahi her şeyi anlatmaya yeterli sanırım…

Bir genel değerlendirmeye girmeden şunu baştan belirteyim ki; yanlış anlamalar sonucu doğacak farklı yorum ve tepkilerle, farklı yerlere savrulmayalım.

KARAMAN; ülkemizin kişilikli, kültürel değeri yüksek güzel bir şehridir. Ne yaşanmış tarihin, ne de o tarihi yapanların bugünün Karaman sakinleriyle hiç bir ilişkisi yoktur. Dolayısıyla bugünkü Karaman’lı kardeşlerimiz hiç üstlerine alınmasınlar; benim bahsedeceğim tarih kesiti, Moğol istilası sonrası ortaya çıkan ve uzunca bir süre saltanatı olan Karaman Beyliği’ni anlatan kesit.

Merkezi bugünkü Karaman (o zamanki adıyla Larende) olan bu beyliğin ana insan unsuru, Toroslar’ı yurt edinmiş Türkmenlerdi. Karaman Beyliği, bugünkü Türkiye haritası göz önüne alındığında; Konya, Ankara, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, İçel illerinin tamamını; Göksu’nun batısından Antalya’nın doğu yarısına kadarki kuşağı içine alan geniş bir bölgede hüküm sürdü. (Ankara’daki Ahi cumhuriyeti Karaman Beyliğinin mülkü sayılırdı) Osmanoğulları’ndan sonra Anadolu’nun en önemli ve en uzun ömürlü beyliği olarak, 1250’den 1487’ye kadar tam 237 yıl tarih sahnesinde görülmüştü.

Karaman Beyliği de tıpkı Osmanlı Beyliği gibi Avşar Boyu içinden çıkmış bir Oğuz Beyliği idi. Moğol istilası sonrasında kaybolan devlet otoritesine karşı, kendilerini Selçuklular’ın halefi ilan etseler de, Osmanlı’nın stratejik avantajı ve prestiji karşısında geride kalmışlardı. Ancak, Osmanlı’nın üstünlüğünü kabullenememiş, fırsat buldukça Anadolu Birliği konusunda Osmanlı’ya rakip olmuştu. Fars dili ve kültürünün egemen olduğu Selçuklular döneminde kendini dışlanmış hisseden Türkmenler, bir de İlhanlılar’ın Selçuklu üzerindeki etkinliğinin artmasıyla iyice huzursuz olmuşlardı ki; Bu ortamda Karaman Beyliği, İlhanlılar’a karşı aldığı tavırla, diğer Türkmen Beyliklerinin de taktirini kazanmıştı.

Aynı boydan ve hatta akraba olan ve bir buçuk asrı aynı topraklar üzerinde birlikte yaşamış bu iki Beyliğin; üstlendiği tarihi misyon, ülkü, hayatı algılama ve uygulamaları birbirinden çok farklıdır.

Söğüt’de Osmanlı’ya istikamet veren Oğuz Beyleri, Karaman’daki Oğuz Beylerinden farklı bir yol ve yöntem benimsemişti.Kimsenin dilini, dinini yasaklamıyordu. Oysa Karamanoğlu Mehmet Bey, bugün bir çoğumuzun göğsünü kabartan(!) fermanı Konya’da veriyordu (1277): “Bugünden sonra hiç kimse sarayda ve divanda ve meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya..” Bu fermandan yirmi ki (22) yıl sonra, altı asır cihanda hüküm sürecek Osmanlı’nın tarihi yürüyüşü başlayacaktı.

Karaman Beyi aldığı şehirlerde taş üstüne taş bırakmıyor, zayıfı eziyor ve güçlülerle ittifak içinde oluyorken; Osmanlı, gittiği her yerde adaletle hükmediyor, zayıftan yana tavır alıyor ve farklılıklara saygı gösteriyordu. Bu beyliğin tarihi; neredeyse, gözünü Batı’ya çevirmiş Osmanlı’ya ayak bağı ve daha ötesi bela olmaktan ibarettir.! Osmanlı Rumeli’ye zorlu seferlere çıkar çıkmaz, Karaman Bey’i Osmanlı topraklarına mutat halde tecavüz eder; Osmanlı geri döner, Karaman üstüne yürür, Karaman af diler, affedilir… Bir buçuk asır boyunca neredeyse kalıplaşmış halde devam eder bu hadiseler. Timur’la Osmanlı’ya karşı ittifak etmesi, Macar ve Sırp Krallarıyla anlaşıp Osmanlı’nın yürüyüşünü engelleme çabaları dahi, af istediğinde affedilmesine engel olmaz. Sebebi de “Baltanın Sapı” hikayesidir.! Ne de olsa Karamanlı Oğuz’dandır ve akrabadır. Karaman Beyi  Alaaddin Ali Bey, I.Murat’ın kızı Melek Hatun’la evlenmiştir. Alaaddin Ali Bey’den sonra Bey olacak çocuklarla, Murat Hudavendigar’dan sonra gelecek Osmanlı padişahları, ortak genleri de taşıyan kuzenler olacaktı çünkü.

Karamanlı ve Osmanlı’nın müşterek tarihinde sık sık tekrarlanan bu kalıplaşmış ihanet tablolarına bir bakalım.

İlk “icraat”! Alaaddin Ali Bey’den gelir. Kayınpederi I.Murat  Rumeli’de seferdeyken, O harekete geçer ve Osmanlı mülkü olan Yalvaç, Karaağaç, Seydişehir ve Beyşehir’i ele geçirir. Sultan Murat damadının bu davranışına çok içerler ve kendisi ordunun başında olarak geri dönüp, damadının üzerine yürür. Ali bey işin ciddiyetini kavrayınca barış teklif eder. Sultan Murat, kendisi küffarla savaş halindeyken ve hiç sebep yokken, Müslüman topraklarına saldıran birinin sözüne güvenilmeyeceğini belirterek barış teklifini reddeder. İki ordu Konya önlerinde savaşa girer ve Karamanoğlu yenilerek Konya Kalesine sığınır. Osmanlı kuvvetleri kaleyi de kuşatır ve Ali Bey çaresiz Eşini babası olan Sultan Murat’a göndererek barış ve af ister! Aldığı yerlerden çekilmesi şartıyla “çaresiz” affedilir.

Bu ilk barış 3 yıl sürer ancak.Sultan Murat’ın Kosova Meydan Muharebesinde şehit olmasını fırsat bilen Karaman Beyi Aydın sahne alır. Osmanlı’nın başında Yıldırım Bayezıt Han vardır ve yine Batı’da sefer halindedir. Aydın Bey bu fırsattan istifade ile, Osmanlı’ya karşı Menteşe ve Eşrefoğullarıyla ittifak kurar. Yıldırım Bayezıt  seferini yarıda kesip Anadolu’ya döner ve kendisine karşı ittifak kurmuş Beyliklerin üzerine yürür. Bu harekât sonunda Saruhan, Aydın, Menteşe ve Germiyan Beylikleri Osmanlı topraklarına katılır. Sonra da Karaman Beyi Aydın’ın üzerine yürüyüp, Konya’yı kuşatır. Aydın Bey, Beyşehir’i iade ederek barış yapar ve af diler.

Yıldırım Bayezıt  Rumeli’de Eflak seferindeyken; Karaman Alaaddin Ali Bey tekrar sahne alır ve Ankara ve Bursa’ya saldırır yine. Ankara’ya giden Karaman kolu, Anadolu Beyler Beyi Sarı Timurtaş Paşayı da rehin alarak Konya’ya götürmüşlerdir. Eflak seferini tamamlayıp geri dönen Yıldırım Bayezıt Han, hiç zaman kaybetmeden Karamanoğlu üzerine yürür. Bayezıt’ın üzerlerine geldiğini öğrenen Karaman Beyi Alaaddin Ali, Timurtaş Paşa’yı serbest bırakarak, O’nu büyük bir heyet ve bolca hediyelerle, barış ve af için Bayezıt’a gönderir yine. Ancak Osmanlı Sultanı kararlıdır. 1398’de Akçay’da iki ordu karşılaşır ve kaybeden Karamanlıdır. Alaaddin Ali Bey tekrar Konya’ya sığınır ama Konya’lılar Onu Yıldırım Bayezıt’a teslim ederler ve ölüm Ali Bey için kaçınılmaz olur. Bayezıt burada durmaz ve Karaman Alaaddin Ali Bey’in oğulları elinde bulunan Larende’ye (Bugünkü Karaman) yürür. Yani Kız kardeşi Melek Hatun, yeğenleri Ali ve Mehmet Beylerin üzerine.! Kız kardeşi ve yeğenleri Bayezıt’ı şehrin dışında karşılar ve şehri O’na teslim edip, Osmanlı’ya katılmış olurlar.

Karamanların imdadına Timur yetişir bu kez. Karaman Aydın Bey  Osmanlı tarafından affedilip canı bağışlanmıştı ama, önüne yeni bir fırsat daha doğmaktadır! Timur henüz Anadolu topraklarına girmeden, O’na elçilerini gönderip yolu açacağını bildirmiştir bizim Aydın Bey! Anadolu Beyliklerinin Osmanlı’ya karşı Timur safında yer almaları için elinden geleni yapmış ve başarılı da olmuştur.! “1402 Timur Felaketi“nde Osmanlı ve Anadolu’ya en büyük ihanetini yaparak tarihe geçer. Ankara Savaşını kazanan Timur, Karaman Bey’inin bu “iyiliğini” karşılıksız bırakmaz ve kendi elde ettiği bazı Osmanlı topraklarını da ilave ederek, Karaman Beyliğine topraklarını iade eder.

Ankara Savaşını kaybeden Osmanlı’da şehzadeler arasında taht kavgalarıyla Birinci Fetret Dönemi’ni yaşamaktadır ki; diğer tarafta başa geçen kuzenleri Karamanoğlu Mehmet Bey, bu fırsatı kaçırmamalıdır! Bursa üzerine yürür, şehri tahrip eder ve kaleyi kuşatır. Daha bir kaç yıl önce  affına mazhar olup, canını bağışlayan Dayısı Yıldırım Bayezıt Han’ın mezarını açtırır ve naaşına hakaretler ederek “vefasını” gösterir.! Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet’in üzerine geldiğini öğrenince,  (1413 yılında)Bursa’yı ateşe vererek Larende’ye (Karaman’a) geri döner.

Yıl 1439’dur ve Karaman İbrahim Bey sahne almıştır ve Osmanlı’da Fatih’in babası II. Murat devridir. İbrahim Bey bir Sırp Despotu vasıtasıyla Macarlarla ittifak kurar. Batı’dan Macarlar, Doğu’dan da Karamanlar Osmanlıyı sıkıştırarak yenilgiye uğratacak ve Osmanlı Saltanatına son vereceklerdir! II.Murat Batı’da Sırplar, Bulgarlar, Eflak ve Haçlı Ordusu başındaki Macarlarla cedelleşirken, Karamanoğlu İbrahim Bey ve diğer beylikler de Anadolu’da rahat vermezler. Macarlara yenilip 1444’de Sagedin anlaşmasını imzalayan II. Murat Edirne’dedir. İbrahim Bey, II.Mratın Macarlara yenilmiş olmasından memnun kalarak, bir adım daha atar ve Bizans İmparatoru aracılığıyla Macar Kralıyla temas kurup, Haçlı İttifakına Katılmak ister!. Macar Kralından Rumeli’de Osmanlı’ya saldırmasını ister. Bunun üzerine Haçlı Orduları, Sofya’ya doğru yola çıkar ki, tam bu sırada da anlaşma gereği İbrahim Bey de Osmanlı şehirlerine saldırıya geçmiştir. İyice sıkışan ve iki düşman arasında kalan Osmanlı, Anadolu’daki Karamanoğlu üzerine yürümek zorunda kalır. Karamanoğlu İbrahim Bey’in Müslüman Osmanlı’ya karşı Haçlılarla ittifak yapması, Müslüman diğer beylikler ve tüm Müslümanlar üzerinde büyük hâyâl kırıklığı yaratmıştır. II. Murat ulemadan fetvayı almış ve Karamanoğlu’nu bitirmeye karar vermiştir. İbrahim Bey başına geleceğini anlayınca, sür’atle barış görüşmelerini başlatır. Devletin içeride ve dışarıda içinde bulunduğu şartları da göz önüne alan Sultan Murat, barışı uygun bulur. İbrahim Bey bu sefer de ucuz atlatmış ve derin bir nefes almıştır.

Son sahne, Karaman Beyliğinin Osmanlı’ya karşı Akkoyunlu Hükumdarı Uzun Hasan’la ittifak kurmasıyla başlar. Fatih Sultan Mehmet Han ve Uzun Hasan‘ı 1473’de Otlukbeli‘nde karşı karşıya getiren de, Karamanoğlu-Akkoyunlu ittifakının Osmanlı’ya yaptığı saldırılardır. Otlukbeli’nde yenilgiye uğrayıp dağılan Akkoyunlular’dan sonra, Karamanoğlu Beyliği iyice yalnızlaşmış ve iyice zayıflamıştır artık.

Ancak Osmanlı’da da Cem Sultan olayı patlak vermiş ve şehzadeler arası çekişmeyi fırsat bilen Karaman Beyi yine harekete geçer.! Nihayet Osmanlı’ya karşı bu sefer de Memlûklara destek olması sonun başlamasıdır artık. Son Karaman Beyi Mahmut Bey, üzerine gelen Osmanlı ordusundan kaçmak için Halep’e sığınması ile de süreç tamamlanmış olur… 1497’de ortada Karamanoğlu sülalesinden kimse kalmadığı için, bu iki asra yakın uzun bir ömrü olan beylik böylece sona erer.

Kardeş Boydan ve Akraba da olan Karamanoğlu ile Osmanlı arasındaki fark; Türk’ün enerjisini kendi içine verince göçebeden öteye geçemediğini; bu enerjisini dışa dönük projelerde kullanınca da, medeniyete dönüştürdüğünü gösteriyor.

Birçok Türk Devleti ve Türk Beylikleri tarih sahnesine gelip-gitmişler. Bir çoğu da Savaşçı gücüyle yağmalar, işgaller ve fetihler yapıp idareleri altına aldıkları yerlere hükmetmeyi; oraları vergi ve “haraca” bağlayıp, yaşadıkları sürece bolluk ve refahı içinde olmayı düşünmüşlerdi. Böyle olunca da; devlet ve medeniyetler kurup, kalıcı olmak gibi uzun vadeli yatırımlar yapmaya ihtiyaç duymamışlar. Büyük çoğunluğu tamamen güce dayalı fetihlerle, uzun süre yaşamışlardı belki ama, yaptıkları bir anlamda işgal ve zulüm gibi görünmüştür. Batı’lıların “Barbar” dedikleri işte bu işgalci anlayışa sahip Türk Devlet ve Beyliklerdir.

Selçuklu ve Osmanlı gibi Yesevi Dergâhında gücüne ruh katan ve İla’-yı Kelimatullah sevdasına tutulup Cihan Hakimiyeti Ülküsüne bağlananlar fetihler yaparken; yağma, yıkma, yakma ve işgali değil, inşa ve ihya etmeyi amaç edinmişlerdi. İşte bu yüzden müesses kurumlar ve uzun vadeli projeler geliştirip, dünya ve insanlık tarihine medeniyetler armağan ettiler. Bu açıdan bakınca Karamanoğlu Mehmet Bey’in “Türkçe Manifestosu”nun; Türkçeyi koruma, geliştirme ve ona ait kalıcı gramer geliştirme gibi bir anlayışa hizmet etmediği açıktır. Yani ne Karamanoğlu Mehmet Bey bir Kaşgarlı Mahmut’dur, ne de vermek istediği eser Dîvânü Lügati’t-Türk’tür.! Yaptığı, o dönem İlhanlılar egemenliğine giren ve dil ve kültürün Fars olduğu Selçukluya da, İlhanlılara da tavır alarak gücünü göstermektir. Karamanoğlu Mehmet Bey, bütün dilleri yasaklayan o fermandan sonra zaten çok yaşamadı.Beyliği de bencillik, ihanet ve vefasızlıklarla dolu yaşayarak, güzel hatıralar bırakmadan tarih sahnesinden çekildi.

Oysa hiç kimseyi mankurtlaştırmaya yeltenmeyen Osmanlı, Türkçeyi Mehmet Bey’in hâyâl dahi edemeyeceği sınırlara taşıdı.

Kıssadan hisse: Şükür ki biz hâlâ Osmanlıyız ve Osmanlı’nın muhayyilesine sahibiz. Karamanoğulları’na özenenlerimiz ve hiç bir araştırma yapmadan, “Türkçe Fermanından” dolayı baş tacı edenlerimiz yok değil. Rozet ve slogan Ülkücüleri, belletilmiş reflekslerle fevri tepkiler veren Türkçüler, muhayyilesi Misak-ı Milli Sınırını aşmayan “Küçük Türkiye Milliyetçileri”, ezberlerin esiri Mankurtlar da bilsin istedim…

İki asırlık fetret döneminden sonra ve doksan yıl önce başlayan “Arızayla”; şuurundan, hafızasından, tarih ve medeniyetinden koparılmak istenen bu mazlum millet; kendi yetiştirdikleri donanımlı evlatları eliyle yeniden doğrulup tarihi yürüyüşüne geçmek istiyor. Talihin de yüzüne gülmesiyle, yeniden cihanşûmül projeler üretip umutlanan bu milleti, geldiği tarihi kavşakta hırpalayan “Kardeş ve Akraba” Beyler de var maalesef.! Tarih tekerrür ediyor yine. Ama mazisini unutmayan, değerlerinden haberdar ve onlardan utanmayan ve en önemlisi de “farkında olan” feraset sahibi kadrolarımız var. Bu kadroların ardında da, o engin hafıza ve muhteşem ferasete sahip bir millet var. Yıllar geçtikçe umutlanan, umutlandıkça güvenen, güvendikçe desteğini artıran ve artık desteğine dualarını da katan Osmanlı’nın gerçek varisi bu necip millet…

Yolumuz-bahtımız açık olsun…

Selamla…

Reklamlar