Etiketler

, ,

Cumhuriyet  kurulduktan sonra çıkarılan “İhanet-i Vataniye Kanunu” gereğince, itiraz edenin “Vatan Haini” sayılıp gerekli “temizleme” cezasına maruz kalacağı o despotik dönemin “Devrim” denen dayatmaları…

Cumhuriyetin İlkeleri diye anılıp-kabul edilerek, Anayasaların ilk 4 maddesiyle “Değiştirilmesi Teklif Dahi Edilemez” maddelerine dönüşen “Tek Partinin Altı İlkesi”…

Modernleşmeyi batı dünyasının şeklen kalıbına girmek ve onlara benzemek zannedip Millet üzerinde uygulanan ve zulme dönüşen anormal baskılar ve uygulamalar…

Tüm bu uygulamaların ilelebet devam edebilmesi için cumhuriyet elitlerince kurulan ve daha çok onlara hitap edecek san’at ve kültür kurumları…

“San’atçı” kimliğinde, bu kurumlarda istihdam edilen ve maaşları bütçeden ödenen “rejim militanı devlet memurları”…

Bunların “dokunulmaz” olduğuna inanmış, dokunulduğunda da feryadı koparan “rejimin aydın kalemşörleri” …

Topu birden ve tamamı, “Atatürk devrimleri süreklilik arz eder, henüz devrimler tamamlanmadı” diyerek Stalin’e, Mao’ya, Franko’ya, Enver Hoca’ya,Castro’ya ve hatta Che’ye özenme saçmalığı…

“Büyük Devrimi” gerçekleştirme gayretleri ve cumhuriyetimizi “Komünist Türk Cumhuriyeti”ne dönüştürme hayalleri…Her seferinde ve şükür ki yaşadıkları hayâl kırıklıkları… Çünkü, her davranış ve gayretlerine tolerans tanıyan rejimin gerçek muhafızları, nerede yuları gevşeteceğini ve nerede yuları çekeceğini çok iyi biliyordu ve öyle de yaptılar..!

“San’atcı” denen bu güruh; 80 yıl toplumu tek bir kalıba dökmek için olmadık projeler uygulayan, “mürebbiye” gibi onu eğitmeye ve “adam etmeye” kalkan, ona tepeden bakan ve gerektiğinde de sopasını kullanan zihniyetin gönüllü militanlarıydılar ve fazlasıyla taltif de edilmişlerdi.

Toplumu kimliğinden, dininden, dilinden, kültüründen, kimliğinden ve kişiliğinden soyup, kendileri gibi kimliksiz ve kişiliksiz hale getirme gayretleri sonuç vermedi. Bu durum hem “Sistemin Mimarları” ve hem de “Gönüllü Ameleleri” olan bu güruh açısından çok ciddi hayal kırıklığına sebep oldu.

Bu mazlum millet, ta başından beri oynanan oyunun farkındaydı. Engin feraset, basiret ve tahammülü ile kendi evlatlarını yetiştirmenin ve evlatları eliyle bu oyunu bozmanın gayreti içerisindeydi ve amacına 80 yıl sonra da olsa ulaştı. Oyunun kurallarını belirleyenler, bu kuralların sadece kendi iktidarlarının daim ve kaim olacaklarına inanmışlar, istedikleri gibi at oynatır olmuşlar ama büyük bir rehavetin içine de düşmüşlerdi. Aynı oyun kurallarıyla oyuna girip kazanan ve dümenin başına geçen milletin has evlatları, artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağına karar verip ülkelerine ve milletlerine bölgesinde ve dünyada layık oldukları itibarı tekrar kazandırıyor ve yeniden tarihi yürüyüşü başlatıyordu.

Kendi koydukları ve her daim kazanmanın garanti olduğu “Oyun Kurallarıyla” oyuna girip, sonra da mağlup olmak ve dümeni teslim etmek kolay hazmedilecek bir iş değildi elbet. Bu mağlubiyetin sonrasında “Maskeli Balolar” devri de bitti ve bugüne kadar “demokrat”, irfan ve iz’an sahibi ve milletten yana görünen kim ve ne kadar sahtekâr varsa gerçek kimliğiyle ortaya saçılır oldular. Bu şaşkınlıklar, bu pervasızlıklar, bu ahlaksızlıklar, bu pişkinlikler ve bu seviyesizlikler boşuna değil elbet, çünkü 150 Yıllık İktidar elden gitmiş ve bir daha elde edilecek gibi de değil!!!

Yeni Şafak Gazetesinden Salih Tuna kardeşimiz de dertli ve içinde bulunduğu kültür dünyasından bakarak bir açıdan hadiseyi ele alıyor; okuyalım:

“Gel gelelim, bu tiyatrocu arkadaşlarımız devlet içinde devlet oldular.

O kadar ki, işlerine gelmeyen hiçbir sese dönüp bakmıyorlar.

İtirazımız buna.

Tahammülleri yok; müthiş tutucular; sıkı denetim uyguluyorlar.

İsyanımız buna.

Sayın Başbakan işte bu itirazı, bu isyanı dile getirdi, siz neden rahatsız oldunuz bayım?

Hayır yani, ‘Bayrağı kimlerin taşıması gerektiğini dikte etmeye çalışan bu karanlık güç karşısında kararlıyız’ diyerek muhafazakârları ‘karanlık güç’ tesmiye edenler rahatsız olsun, size ne oluyor?

Başbakanın “Artık despot aydın tavrıyla milleti aşağılama dönemi sona erdi” sözü neden size dokundu bayım?

Bırakın, ‘Neyse ki Egeliler balık yiyor da seçeceği partiyi biliyor…’ diyerek AK Parti’ye oy verenleri aşağılayan o romancı kadın rahatsız olsun.

Despot aydınlara karşı sallanan o parmak, ‘Bidon kafa’ veya ‘Göbeğini kaşıyan adam’ diyerek millete hakaret edenlere batsın, size niçin batıyor?

‘Çankaya’da eşi başörtülü bir yobaz görmek istemiyorum. Darbe yapılırsa, sabah kalkıp davul çalacağım…’ diyen tiyatrocu alınsın, siz neden alınıyorsunuz?

Yoksa siz bunlara aydın mı diyorsunuz bayım?

Ne diyelim, mübarek olsun.

Lakin bu ‘aydınlar’ generalsiz yapamaz, haberiniz olsun.

Sivil generalleri olmaya karar verdiyseniz o başka tabii.

Olabilir a!

Başbakan’a, ‘Sen önce indir şu parmağını’ şeklinde generaller gibi despotça hitap ettiğinize göre, neden olmasın.SALİH TUNA”