Etiketler

, ,


“Cumhuriyet Kadınları Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Mersin şubelerinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarınca ortaklaşa organize edilen “Uğur Mumcu’dan Günümüze Adalet ve Demokrasi” konulu panel Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Toplantı Salonu’nda yapıldı”. konuşmacı olan hazret, sözlerine “Kim diyorsa ki yargı bağımsızdır, yalan söylüyor” diye başlayıp, doğru bir tespitte bulunduktan sonra işi yeni anayasa yapımına getirip “yumurtlamaya” şöyle devam ediyor: “Ciddi bir biçimde yeni bir Anayasa yapma hevesi başladı. Anayasa yapma yetkisi 175’nci maddeye göre TBMM’ye aittir. Ama TBMM’sinin de görev ve yetkileri de sınırlıdır. Anayasa’nın 4’ncü maddesine baktığınızda, Anayasa’nın 1’nci, 2, 3’ncü maddesindeki ilkeler ki, bunlarda Cumhuriyetin nitelikleridir. Aynı zamanda başlangıçta yer alan temel ilkelerdir. Bunlar değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. O halde 175’nci maddeye göre TBMM’ne verilmiş olan yetki ve görevde sınırlıdır. Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri üzerine teklif daha yapılamaz. Türk Milletinin, her halde Cumhuriyetin kurucu felsefesine, Atatürk ilkelerine bağlılığını ortadan kaldırabilecek hiçbir oyun Türkiye’de yürümeyecektir. Türkiye’de bu oyunların bir parçası veya iktidarın bir payandası olmaya hiçbir düşüncenin hakkı olmamalıdır.”

Buyurun analize:

Bir defa panelin adı “Cumhuriyetin Kuruluşundan Günümüze Adalet ve Demokrasi” olsaydı ve “mülk” denen yeni devletin temellerini oluşturacak Hukuk Sisteminin “Çorba” olduğunu ifade edebilseydi, “Bu adam Hukuk adına güzel bir tespitle başladı” diye kulak kabartıp, söylediklerinin bir anlam ifade edeceğini anlardık. Zira Mussolini hayranı Mahmut Esat Bozkurt’un “Hukuk Sistemi” diye yaptığı “çorba”; İsviçre, İtalya, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin, o gün cari olan Kanun ve Yönetmeliklerinin Türkçeye mota-mot çevirisinden ibaret bir değerler harmanıydı ve bizim bünyeye yabancıydı.

Amaç; “Adaleti Tesis Etmek” değil, kurulan “Devleti Yüceltmek”, kendi “Kutsallarını” da üretip kanunlaştırarak “Kutsamak” ve kendi toplumu ve toplumun değer yargılarına karşı koruma kalkanı oluşturarak onu “Tapınak Bir Yapı” haline getirmekti.

Uygulayıcılarını da yetiştirmek için Hukuk Fakültesi hocalığı yapan bu “Bulunmaz Hint Kumaşı”, kendi “militan” kadrolarını da yetiştirmişti. İşte o militanlardan biri ve rütbe artışlarıyla “onursal” rütbesini de alarak emekli olmuş Zat-ı Muhterem!

“Kim diyorsa ki yargı bağımsızdır, yalan söylüyor” derken aslında bir doğruyu söylüyor. Hukuku “çorba”, kanunları “silah”, hukuk adamları “militan” ve rejimi “zorba” olan “Tapınak Bir Yapı”nın hukukunun “bağımsız” olması söz konusu değil elbet… Bu “tapınağın” güvencesi ve tek sigortası olan “Silahlı Militanların” silah zoruyla ve bu “Sivil Militanların” desteğini de alarak yaptığı “anayasa” ortada. “Asker ve Sivil Militanlar” el birliğiyle bir “anayasa” hazırlamış ve millet iradesi Olan sivil yönetime “kontrollü ve dar bir alan” bırakmışlar..!

Bu “anayasanın” kendi içinde serpiştirilmiş ve cıva gibi istediğin şekli verebileceğin “dinamit” kanunları da varsa ve bunu millet iradesi dahi değiştiremeyecek ise, geriye bir tek şık kalıyor; “Silahlı Militanları” bu sefer biz gönüllü olarak davet edelim, yine “Silahlarını Çeksinler” ve silah zoruyla bu maddeleri değiştirip asli görevlerine dönsünler.

Hazretin demek istediği bu herhalde. Alışmışlar “Silahlı Dostlarına” hukuk adına “Topuk Selamı” vermeye ve onların “Engin Düşünce Brifinglerini”! ayakta alkışlamaya…

Son marifetinizi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, lazım olduğunda kullanılmak üzere, yaptığınız “anayasanın” içine serpiştirdiğiniz bir cıva dinamit kanunu yorumlarken, 367 diye bir “ucube” icat ederek yaptınız..!

Ama bunu dahi aştı sivil irade ve hak ettiğiniz tokadı attı. Hey gidi “Örümcek Kafalı Hukuk Katilleri”; anlayın artık, “90 yıllık mutlak iktidar”ınız buraya kadardı. 12 Eylül Referandumu ile güçlü zannettiğiniz kaleler millet İradesinin kontrolüne geçti. Siz ve “Silahlı Dava Arkadaşları”nızın devri de, dönemi de, işi ve işlevi de bitti…

Artık bu ülke, kendi vatandaşının “Tapınağı ve Efendisi” değil “Hizmetçisi “durumuna dönüşüyor ve çağdaş dünya liginde hak ettiği yeri almanın kararlığını gösteriyor. İsterseniz hiç konuşmayın ve düşün yakamızdan ki, yakın tarihimizle yüzleşirken ortaya dökülecek “ayıplarınız”dan dolayı mahcup olmayasınız…

Hepinize geçmiş olsun…

25.01.2012 Doğan TOPGÜL

Reklamlar